Atatürk diyor ki :

"Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir."

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Türkiye Ekonomik ve sosyal sorunlara eklenen siyasi istikrarsızlıklar, dış müdahaleler ve nihayet 1870'ten sonra yeniden beliren keyfi ve baskıcı yönetim, anayasacı veya meşrutiyetçi bir akımın doğuşuna zemin hazırladı.

Tanzimat, Batı kaynaklı demokratik ve liberal fi­kirlerin ülkeye taşınmasına da olanak sağlamıştı. Özellikle 1860'tan sonra basın ve yayın hayatı bir canlanma dönemi içine girdi. Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Paşa gibi ay­dınlar, liberal-reformist fikirlerin sözcülüğünü yaptılar. Mühendishane ve Tıbbiye'nin öğretmen ve öğrenci çevrele­rinden başlayan ve yeni gelişen yerli «hayriye esnafı »na kadar uzanan bir kesim, adeta bir « kamuoyu » durumuna geldi. Genç Osmanlılar adım alacak olan aydınların belirli bir doktrinleri yoktu. Pratikte üzerinde anlaştıkları ortak birkaç nokta vardı: özgürlük, anayasalı bir rejim ve temsilî sistem gibi... Bu görüşler kısmen İslamî il­kelerden de hareketle savu­nuluyordu.

Genç Osmanlılar hareketinin örgütü 1865'te İstanbul'da gizlice kurulan «İttifak-ı Hamiyyet »tir. 1867'de başarısız bir darbe girişiminden sonra Avrupa'ya kaçan bu radikaller orada « Genç Osmanlılar Ce­miyeti » adı altında yeniden örgütlendiler. Cemiyet 1871'de dağıldığı zaman, meşrutiyetçi mücadeleye ilk ivmeyi kazan­dırmış bulunuyordu. Abdülaziz'in baskıcı rejimi alanda Genç Osmanlılar aradıkları önderi Midhat Paşa'nın kişiliğinde buldular. Başarılı devlet gö­revleriyle dolu bir geçmişi bu­lunan Midhat Paşa, değişme fikrine iyice alışan İstanbul kamuoyunun da desteğiyle, Mütercim Rüşdü Paşa'nın ka­binesine nazır olarak alındı.

Reform önerilerine direnen Abdülaziz'in tahttan indirilip yerine V. Murad'ın geçirildiği günlerde, Midhat Paşa Anayasa taslağı hazırlıklarını sürdürü­yordu. Ama yeni padişahın aklî dengesinin pek yerinde görül­memesi , gelişmenin önünü tıkıyordu. Düğümü çözen etken, « meşrutiyetçi» görünen veliaht Abdülhamid'in varlığı oldu.

Midhat Paşa ile veliaht ara­sındaki uzlaşma, Abdülhamid'in tahta çıkması ve anayasalı bir rejimin benimsenmesi şeklinde sonuçlandı. Böylece II. Abdülhamid saltanat makamındaki uzun sürecek yerini aldı; Midhat Paşa'yı da istemeyerek de olsa sadrazam yaptı. Bu arada, anayasalı bir dü­zene geçişi gerektiren bir dış etken belirmişti. Bir yandan Rusya savaş hazırlıkları için­deydi; diğer yandan, impara­torluktaki Hıristiyan azınlıkların durumunu bir kez daha kur­calamak niyetiyle İstanbul'da uluslararası bir konferans dü­zenlenmekteydi.

Midhat Pa­şa'nın anayasacılık tezi şu mantığı içeriyordu: Avrupa devletlerine verilen söz uyarınca Anayasa bir an önce bitirilerek İstanbul Konferansı'ndan önce ilan edilirse müdahaleler de önlenir; aksi halde Avrupa'nın vesayeti sürüp gider. Bu tutum, Birinci Meşrutiyet'i hazırlayan nedenler arasında, dış güçleri yatıştırma kaygısının da ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gösterir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GTranslate

trarzh-TWnlenfrdeelitptrues

En Son Yorumlar

Ziyaretçi Sayısı

1107758
BugünBugün321
DünDün1743
Bu HaftaBu Hafta2064
Bu AyBu Ay43766
Tüm ZamanlarTüm Zamanlar1107758