Atatürk diyor ki :

"Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir."

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

dunya Nasyonal Sosyalizm, faşizmin ve totalitarizmin en şiddetli biçimi olarak dahi açıklanamaz. Gerçek açıklama yalnızca III. Reich'ın dünya felsefesinde (Weltanschauung) bulunabilir.

XX. yy boyunca dünyanın başka hiçbir yerinde, Nazi rejimine esin sağlayan ve bu rejimin amaçlarını belirleyen bu evren ve tarih anlayışıyla karşılaştırılabilecek bir ideoloji gelişmemiştir.

İdeolojinin temeli ırkçılığa dayanır. Irk, Hitler'e göre insan varlığının merkezî ilkesi, dünya tarihinin anahtarıdır. 'Aşağı ırklar'ın yıkımı pahasına dünyaya hâkim olma ayrıcalığı, kültürün taşıyıcısı ve yaratıcısı halkların oluşturduğu Arı ırka aittir. Bunun için bu halkların, ihtiyaçları olan bir 'yaşam alanı'nı (Lebensraum) güvence altına almaları gereklidir. Bu 'varoluş mücadelesi'nde bireyler kadar etnik gruplar da kaderlerini belirleyen bir hiyerarşiye ve değerler sıralamasına göre dağılırlar. 'Asalak', 'mikrop taşıyıcı', 'çürüme nedeni' gibi nitelemelerle anılan Yahudiler ise diğerlerinin kanını kirletip zehirleyen, doğuştan bozucu unsurlar olmakla suçlanırlar.

Çünkü nasyonal sosyalizmin toplum projesi, yani üstün bir halkın egemenliği (Herrenvolk) XIX. yy sonunda 'ırk temizliği' adı altında Almanya'da gelişen bir ideolojik akımdan doğmaktadır. Oradan ırkın arılığı adına, 'aşağı', 'iflah olmaz' veya 'toplum dışı' olduğu düşünülen bireylerin yok edilmesi ilkesine varılmıştır.

İlk kamplar 1933-1939

Naziler, ilk toplama kamplarını rejim karşıtı Almanları hapsetmek niyetiyle kurdular.

Nasyonal sosyalist iktidarın daha ilk yıllarından itibaren 'rejimin yerleşmesi' (Gleiches chaltung) süreci, bazıları için terör ve baskı, bazıları için ise tecrit ve propaganda darbeleriyle ilerlerken, polis sistemine toplama kampı sistemi eklendi. İlk kamp Münih yakınlarında, Dachau'da Mart 1933'te açıldı. Onu Berlin'in kuzeybatısındaki Oranienburg, 1936'da da Sachsenhausen kampları izledi. 1937'de Buchenwald ve 1939'da kadınlar için yapılan Ravensbrück Kampı açıldı. Avusturya'nın ilhakından (Anschluss) sonra 1938'de Linz yakınlarında Mauthausen Kampı açıldı. Bu kamplara siyasi muhaliflerin (çoğunlukla komünistler, ama aynı zamanda sosyal demokratlar ve sendikalistler) yanı sıra Yahudiler ve adî suçlular da toplanıyordu. Bu toplama kamplarında her direniş, kötü muamele, açlık, aşağılama, zorla çalıştırma ve dahası aşağılayıcı Kapo'lar (kamp argosunda bir grup tutukluya göz kulak olmakla görevli tutuklular) sistemiyle yıldırılıp kırılmaktaydı

Bu aşamada, kamplarda geçirilen süre yeterli görüldüğünde bazı tutuklular serbest bırakılabilmekteydi. O dönemde toplama kamplarındaki tutuklu sayısı henüz oldukça azdı (1939'da 24 000); yaşam koşulları oldukça zordu, ancak henüz tam bir cehenneme dönüşmemişti. Oysa savaş başlar başlamaz koşullar çok farklı olacaktı.

1939 sonrasında toplama kampı sisteminin yaygınlaştırılması

Naziler, zorunlu göç ve imha politikalarını tüm Avrupa'ya yaymaya çalıştılar.

Alman işgalindeki ülkelerden kamplara getirilenlerin (Häftlinge) sayısı 1939 sonrasında hızla arttı ve Alman mahkûmlar azınlıkta kaldı. Yaşamları SS'ler için hiçbir önem taşımayan Polonyalıların, daha sonra da Sovyet esirlerin gelişiyle yaşam koşulları iyice güçleşti ve kamplara tedrici ölüm kampları adı verildi. 1942 - 1943 yıllarında durum biraz istikrar kazandı, çünkü savaş ekonomisi esirlerin çalışarak verimli olmasını gerektiriyordu. Artık, 12 ana kampa ek olarak 165 uydu kampı daha kurulmuştu. Bunların tamamı 35 000'den biraz fazla görevli tarafından korunuyordu.1944 sonbaharından itibaren esirlerin durumu kötüleşti; salgın hastalıklar, özellikle tifüs, çalışmayla yıpranan ve açlık çeken binlerce esiri ölüme götürmekteydi.

Kamplarda her esirin ait olduğu kategori, elbisesinin üzerine işlenen üçgenin rengiyle ayırt ediliyordu. Siyasî tutuklular kırmızı (1939 öncesinde nazi karşıtı Almanlar, sonra tüm Avrupa'daki direnişçiler), adî suçlular yeşil, eşcinseller pembe, Yehova Şahitleri mor, toplum dışılar siyah üçgen tanımlıyordu. 1941 tarihli bir emirle, hiçbir iz bırakmadan ortadan kaldırılması amaçlanan direnişçiler için Gece ve Sis (Nacht und Nebel [NN]) sistemi oluşturuldu. Toplama kamplarındakilerin toplam sayısını kesin olarak hesaplamak güçse de, 1939 ile 1945 arasında bu kamplara 1 650 000 insanın götürüldüğü tahmin edilir (bu istatistik, ırklarından ötürü ölüm kamplarına götürülenleri kapsamamaktadır). Bu toplamın en az 550 000'i, yani üçte biri ölmüştür (siyasî tutuklularda bu oran daha yüksektir).

Toplama kampları sistemi içinde baskı ve imha arasında temel bir ayrım vardı: bir yandan, direniş tutukluları, Yehova Şahitleri'ni, eşcinselleri; öte yandan, Yahudileri, Çingeneleri, akıl hastalarını ayıran çizgi, işte sözü edilen bu ayrıma dayanır. Birinciler kötü muamele, zorla çalıştırma, salgın hastalıklar, sonu gelmeyen cezalar, sürekli aşağılama ve işkenceyle korkunç bir kaderi yaşadı, pekçoğu bunlardan ötürü öldü; ikinciler ise gaz odalarında doğrudan ölüme gönderildi.

Kesin Çözüm

İmha kamplarının kurulması, III. Reich'in Yahudileri Avrupa'dan silme politikasının son aşamasıydı.

Nazilerin Yahudi sorununun kesin çözümü diye adlandırdığı olgu (Avrupa'daki tüm Yahudilerin yok edilmesi) 1941 - 1944 arası uygulandı; ancak daha önce III. Reich'ın Yahudi düşmanlığı politikası çeşitli evrelerden geçti.

1939'a kadar nazi rejiminin Alman Yahudilerine yönelik resmî çizgisinde, sosyal ve hukukî ayrımcılık (1935 Nürnberg yasaları), toplu şiddet eylemleri (1938'deki Kristal Gece) ve Yahudileri Almanya'dan sürmeyi amaçlayan bir göç politikası yer alıyordu. 1939'da Polonya'nın işgaliyle Generalgouvernement'a doğru transferler ve zorunlu göç başladı. Artık geçerli olan proje, Yahudileri sonradan atılmak üzere Lublin bölgesindeki bir tür kampta toplamaktı. Fransa'nın 1940'ta yenilmesinden sonra bir başka çözüm öngörüldü: Madagaskar Planı'nda Hint Okyanusu'nda milyonlarca Yahudinin bir SS valisinin yönetiminde geniş bir bölgede toplanması öngörülüyordu. Bu arada zorunlu göç ve getto politikası izlendi. İlk büyük getto 1940 ilkbaharında Polonya'da Lodz'ta kuruldu (150 000 kişi). Sonbaharda bunu, en önemlisi Varşova Gettosu (440 000 kişi) olmak üzere öteki gettolar izledi.

1941 yılı bir dönüm noktası oldu. İlkbahar ve yaz aylarında üç önemli karar alındı. İlki, Rusya seferi göz önünde bulundurularak müdahale grupları (Einsatz- gruppen) adı verilen özel harekât kuvvetlerinin oluşturulmasıydı. Bu kuvvetlerin görevi, işgal bölgelerinde Komünist Parti kadrolarını ve Yahudileri, erkek, kadın ve çocuk demeden yakalayıp yargılamadan kurşuna dizmekti. Bu kıyım başladıktan sonra altı ayda 750 000 kurban verildi. Öte yandan, muhtemelen Ağustos 1941'de, Hitler, Göring ve Himmler tarafından verilen bir talimatla Reich'ın denetiminde bulunan topraklardaki tüm Yahudilerin yok edilmesiyle Avrupa'da Yahudi sorununun kesin bir çözüme kavuşturulması emredildi. Birkaç ay sonra Wannsee Konferansı'yla (1942, Ocak) bu talimatın tüm Avrupa'da uygulanmaya konmasına ilişkin düzenlemeler yapıldı.

Son olarak 1941'de yaratılan ölüm kampları ile katliam plancılarının en uygun teknik yöntemi buldukları görülüyordu. Bu, kurbanların öldürülmesi için en çabuk ve gizlenmesi en kolay yöntem; yani gaz odalarıydı. Bu tarihten itibaren ölüm kamplarında, Alman ordularının yenilgisine kadar kesin çözüm aralıksız uygulandı.

Yahudi kıyımına ilişkin istatistikler

Altı milyon (5.700.000) Yahudi kurban sayısının ilk doğrulandığı yer, Nürnberg Duruşmaları'dır. Bu duruşmalardan itibaren tüm bilimsel tahminler 5 ile 6 milyon arasındaydı. En son ve en güvenilir hesaplama, R. Hilberg'inkilerdir (5.100.000). Bu toplam içinde kamplarda, özellikle de gaz odalarında ölenlerin sayısı yaklaşık 3 milyonu bulur.

Kurbanların sayısı ülkeden ülkeye önemli farklar gösterir. Doğu Avrupa'da, Polonya ve Baltık Yahudilerinin yüzde 90'ı ile Ukrayna ve Beyaz Rusya Yahudilerinin yaklaşık üçte ikisi öldürülmüştür. Romanya ve Macaristan'da bu oran yüzde 50'dir. Batı Avrupa'da oranlar önemli ölçüde farklıdır : Hollanda'da yüzde 75, Belçika'da yüzde 50, Fransa'da yüzde 25 ve İtalya'da yüzde 20.

Akıl hastalarının yok edilmesi

1930'lu yıllarda Nazi Almanyası'nda değersiz yaşamlara son verilmesini savunan teoriler gelişti. 1939'da ise Hitler, akıl hastalarının yaşamaya değmeyen hayatlarına son vermek amacıyla ötanazi uygulanması emrini verdi. T4 koduyla gizlenen işlemde, hastalar seçilip bulundukları akıl hastanelerinden yok etme merkezlerine gönderildiyordu. (Almanya'nın her tarafına yayılmış altı ötanazi enstitüsü vardı. Buralarda hastalar gaz odalarında öldürüldükten sonra, bir krematoryumda yakılmaktaydı). İki yıl içinde 70 000 kişi bu şekilde yok edilmişti. Ancak çok sayıda Katolik ve Protestan din görevlisinin protestosu karşısında Hitler, Ağustos 1941'de işlemin durdurulmasını emretmek zorunda kaldı. Yine de akıl hastalarını tek tek öldürme uygulaması toplama kamplarında sürdürüldü ve 1941 ile 1945 arasında bu yoldan 30 000 kişi yok edildi.

Çingenelerin katli

Çingeneler de naziler tarafından ayrıntılı bir şekilde planlanıp yürütülen bir soykırımın kurbanı oldu. Hitler, Yahudiler kadar onlardan da nefret ediyordu. Böylece Polonya, SSCB, Macaristan, Yugoslavya ve Batı Avrupa Çingeneleri kitleler halinde katledildi. Kurbanların toplam sayısı 250 000 olarak tahmin edilmektedir. Bu, 1939'da Avrupa'da yaşayan Çingene nüfusunun üçte biridir.

Ziyaretçi Sayısı

3549720
BugünBugün2158
DünDün6946
Bu HaftaBu Hafta20862
Bu AyBu Ay40421
Tüm ZamanlarTüm Zamanlar3549720