Atatürk diyor ki :

“Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yokur.”

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

dunya Yaşanan çatışmanın dünya üzerinde eriştiği sınırlar Birinci Dünya Savaşı'nın boyutlarını geride bıraktı. Tarafsız ülkeler (İber Yarımadası, İsviçre, İsveç) dışında Avrupa, Don ve Volga'ya kadar uzanan askerî harekâta sahne oldu

. Afrika Kıtası'nda Mısır, Libya, Somali ve Etiyopya'da çarpışmalar meydana geldi. Yakındoğu, yani Lübnan, İran, Irak ve Suriye aynı ölçüde savaşa tanık oldu. Güneydoğu Asya da savaştan kendini kurtaramadı: Birmanya, Malezya, Tayland, Çinhindi, Filipinler, Endonezya ve Yeni Gine'de çarpışmalar oldu. Pasifik adalarını saran savaş, Çin ile Japonya'yı derinden sarstı. Çok sayıda insanın (40-50 milyon) ölümüne, eşi görülmemiş maddî yıkımlara ve Yahudilerle Çingenelerin soykırıma uğramasına, başta Orta Avrupa olmak üzere toplumların parçalanmasına yol açtı. Polonya'da Almanlar, ülkenin aydın ve politik kesimlerini sistemli bir biçimde yok etmeye girişti.

1941'den beri SSCB, çeşitli komünist partilerde de kendini gösteren bir saygınlıktan yararlanıyordu. Doğu Avrupa'da komünist partiler Kızıl Ordu'nun bu ülkelerdeki varlığının da desteğiyle iktidara gelirken, Batı'da komünistlerin direniş hareketlerine katılmış olmaları, yeni kurulan hükümetlerde yer almalarına olanak tanıdı. 1945'te SSCB ve ABD, dünya çapındaki çatışmanın büyük galipleri olarak ortaya çıktı. Devletler konumlarını bu iki odağa göre belirlemek durumunda kaldılar: iki kutuplu bir dünya, bu koşullarda doğdu.

Yeni Dünya haritası

Sınır değişiklikleri 1918'de göre daha önemsiz olmakla birlikte iki ordunun Batı ve Sovyet ordularının karşı ilerleyişi Avrupa'da yepyeni bir ayrım çizgisi yaratmıştı. 

Doğu Avrupa'da en önemli değişimler SSCB ve Polonya'da gerçekleşti. Zaferden sonra SSCB, 1939 - 1940 yıllarında topraklarına kattığı bölgelere (Finlandiya Karelya, Baltık ülkeleri, Besarabya) Doğu Prusya'nın kuzeyi ile Rutenya'nın, Karpatlar'ın altında kalan Çek bölgesini ekledi. Polonya ise Doğu Prusya'nın bir bölümünü, Pomeranya'yı, Silezya'yı, Stettin (Szczecin) ve Danzig (Gdansk) limanlarını aldı. Böylece Polonya'nın kıyı şeridi 400 km'ye ulaşıyordu. Kızıl Ordu'nun Orta Avrupa'da ilerlemesinin en önemli sonucu, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk ve Yugoslavya'nın, SSCB'nin nüfuzuna girmeleri oldu.

Batı Avrupa'da İtalya, Adriya Denizi'nin sağ kıyısında kalan topraklarını Yugoslavya'ya, Oniki Ada'yı Yunanistan'a bırakırken, Trieste serbest şehir statüsüne geçti. 1945'te Almanya, doğudaki topraklarının bir kısmını kaybettiği gibi, Müttefikler tarafından dört işgal bölgesine (Churchill, Fransa'nın galipler arasında yer almasını sağlamıştı) ayrılarak, hukukî otoritesini ve siyasi varlığını kaybetmişti.

İtalya, XX. yy'ın başından itibaren Avrupa dışında ele geçirdiği tüm topraklar (Etyopya ve Libya) üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda kaldı. Japonya, Asya'daki tüm kazanımlarını (Mançurya, Kore) yitirdi. Japonların Güneydoğu Asya'daki Avrupa sömürgelerinden çekilmeleri ile sömürgeci ülkeleri uğraştıracak bağımsızlık yanlısı ve milliyetçi hareketler hızla yayıldı. 1947'den (Hindistan'ın bağımsızlığı) itibaren Asya ve Afrika, güçlü bir sömürgecilikle mücadele hareketiyle sarsılacaktır.

 

Ekonomik sonuçlar

İkinci Dünya Savaşı'na sahne olan ülkelerin ekonomik gücü çökmüştü. Ağır bir borç yükü ve her kendini gösteren enflasyonla baş etmek zorunda kaldılar.

Tüm kaynaklarını savaşa ayıran ülkelerde yaşam düzeyi ve sanayi üretimi önemli ölçüde düştü. Ekonomi her yerde kan kaybediyordu. Sovyetler Birliği'nde ve Polonya'da, Alman birlikleri sanayi ve tarım alanlarında önemli tahribata neden olmuştu. 1946 yılında olağan duruma dönüşüm maliyeti Fransa için 4,9 milyar frank olarak hesaplanırken, kömür yokluğu demir-çelik sanayiini felce uğratmış, buğday ve patates üretiminde randıman yüzde 25 ila yüzde 40 arasında düşmüştü. Almanya'da hammadde yokluğu, dış göç ve idarî yapının çöküşü yüzünden ekonomideki canlanma çok yavaş ve çok cılız kalırken, enflasyon, Avrupa'nın hemen her yerde olduğu gibi, bir türlü düşmek bilmiyordu. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri savaştan yıkılmayan tek büyük sanayi ülkesiydi. Gayri safi milli hasıla 1939 yılında 91 milyon dolardan 1945 yılında 169 milyona çıkmış, aynı dönemde ülkenin sanayi üretimi ikiye katlanmıştı.

Savaş ekonomisinin gerektirdiği kemer sıkma politikasının ilk sonucu, enflasyonist eğilimin savaş sırasında tüm ülkeleri etkilemesiydi. Savaşan her ülke, bir yandan savaş giderlerini karşılamaya çalışırken, öte yandan enflasyonu düşürecek önlemlere başvuruyordu. Vergi veya borçlanma, işgal altındaki ülkelerden peşin alınan yüksek vergiler, bu zorunlu malî sistemde en sık başvurulan yöntemler oldu. Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri bir  zafer vergisi yaratırken, İtalya nikâhtan vergi almak zorunda kalmıştı (1940). Savaş süresince gelir vergisi Almanya'da yüzde 50, Avrupa'nın diğer ülkelerinde yüzde 20-30 arasında artırıldı. Savaşan ülkeler ücretlerin dondurulması, tüketimin sınırlandırılması (karne sistemi), fiyatların ve ticaretin denetimi yoluyla kamu maliyesi üzerinde sıkı bir hükümet denetimi kurdular. Fiyat artışı ve enflasyon, ödünç alma ve borçlanmanın en önde gelen sonuçlarıydı. Böylece 1941 yılından 1945 yılına kadar fiyatlar ortalama olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 30, İngiltere'de yüzde 100, İtalya'da ise yüzde 250 arttı. İngiltere'nin kamu borcu 1939 - 1945 yılları arasında 7,3 milyon sterlinden 22,5 milyon sterline yükselirken, aynı dönemde, Amerika Birleşik Devletleri'nin borcu 46 milyar dolardan 263 milyar dolara, Fransa'nınki 446 milyar franktan 1 756 milyar franka çıktı.

Parçalanmış Avrupa

II Dünya Savaşı ertesinde Avrupa yeni ekonomik ve siyasal yapılanmasında Amerika Birleşik Devletleri'nin ve Sovyetler Birliği'nin gücünü de hesaba katmak zorundaydı.

Yıkılmış, harabeye dönüşmüş olan 1945 yılının Avrupası, iki dünya savaşı arasındaki uluslararası konumundan çok uzaktı. Ekonomisi tümüyle dağılmış olan Batı Avrupa, artık dünya ticaretinin kutuplarından biri olmaktan çıkmıştı. Dolar karşısında tüm kredisini yitiren İngiliz para birimi sterlin, kendi alanı dışında uluslararası işlemlerde etkin bir rol oynayabilmekten uzaktı. Sonuç olarak darmadağın olmuş bir Avrupa karşısında SSCB ve ABD artık Avrupa devletlerinin siyasî ve ekonomik açıdan yeniden yapılanmasında önemli bir rol oynamaya çağrılan iki dünya gücü olarak ortaya çıkar.

1944'ten itibaren Batı ve SSCB, savaşı önlemeyi başaramayan Milletler Cemiyeti'nin yerine dünyada barış ve güvenliğin güvence altına alınmasını sağlayacak uluslararası bir örgütün oluşturulması konusunda anlaşmaya vardılar. Birleşmiş Milletler örgütü 26 Haziran 1945'te kuruldu (San Francisco Sözleşmesi). Ancak dünün müttefikleri kısa sürede karşı karşıya gelecekti. SSCB, zaferdeki payıyla Avrupa komünist partilerinin yararlanacağı moral bir ağırlık kazandı: Kızıl Ordu tarafından işgal edilen Doğu Avrupa'da, komünistler hızla iktidarın kilit noktalarını ele geçirdiler. Yoksul bir Avrupa'da komünizmin kolayca yayılabileceğini gören ABD, Avrupa ekonomisini canlandırmak amacıyla büyük bir malî yardım harekâtına girişti. 2 Nisan 1948'de onaylanan Marshall Planı uygulamaya kondu. Avrupa, şimdiden Doğu'da SSCB, Batı'da ABD'nin etrafında toplanmış iki bloktan oluşuryordu. İki kutuplu dünya başlamıştı.

Yalta Konferansı

Üç büyükler şubat 1945'ten itibaren barışı geri getirmek için çalıştı. 

Tahran Zirvesi (1943) sırasında Roosevelt, Stalin ve Churchill arasında dostça ilişkiler varken üç büyüklerin Yalta'daki (4-11 şubat 1945) buluşması daha gergin bir atmosfer içinde geçti. Artık üçü de Avrupa'da bir yer işgal etmekteydi: Sovyetler Doğu Avrupa'da, İngilizlerle Amerikalılar Fransa, Yunanistan ve İtalya'da. Bu durumda konferans hırslı bir dünya paylaşımından çok, askerî duruma siyasal bir düzen getirmek girişimine dönüşmüştü. Almanya'nın paylaşılması resmen kabul edildi.

Churchill, Fransa'nın, Almanyada bir işgal bölgesi elde etmesi ve Müttefiklerarası Denetim Konseyi'nin üyesi olmasını sağladı. İngilizlerle Amerikalılar, Sovyetler'in Polonya'daki batı sınırını Oder-Neisse hattına çekme kararına direnemediler ve Stalin, Londra'daki Polonya sürgün hükümetini dışlayarak, komünist eğilimli Lublin Komitesi'nden başkasını tanımamakta diretti. Roosevelt, SSCB'ye Japonya'ya karşı savaşa girmeyi ilke olarak kabul ettirdi. Üç Büyükler, gelecekteki BM örgütü konusunda anlaştılar: SSCB, 16 yerine üç sandalyeyle (SSCB, Ukrayna ve Beyaz Rusya) temsil edilmeyi ve Güvenlik Konseyi daimî üyelerinin veto hakkını kabul etti. Potsdam'da (17 temmuz - 2 ağustos 1945) yeniden bir araya gelen İngiliz, Amerikan ve Sovyet temsilcileri, barışa kadar sürmeyecek bir uzlaşmaya varmış görünüyorlardı.

Ölü sayısı

İkinci Dünya Savaşı sırasında toplam 40-50 milyon arasında insan öldü. Sovyetler Birliği, nüfusunun yüzde 10'unu kaybetti (yarısı sivil olmak üzere toplam 20 milyon ölü). Bu oranlar ve sayılar diğer ülkeler için şöyle sıralanır: Polonya nüfusunun yüzde 19,7'si (5,8 milyon), Yugoslavya nüfusunun yüzde 10,6'sı (1,5 milyon), Almanya nüfusunun yüzde 6'sı (4,5 milyon), Yunanistan nüfusunun yüzde 8'i (500 000), İngiltere nüfusunun yüzde 1'i (350 000), ABD nüfusunun yüzde 0,2'si (300 000); Finlandiya yaklaşık 90 000, Macaristan ve İtalya 450 000'er, Çin 8 milyon, Japonya 400 000'i sivil olmak üzere 2 milyon. Bu arada yaklaşık 6 milyon Yahudi ve 250 000 çingene Naziler tarafından yürütülen soykırım politikasının kurbanı oldu.

Ziyaretçi Sayısı

3558014
BugünBugün1818
DünDün2739
Bu HaftaBu Hafta29156
Bu AyBu Ay48715
Tüm ZamanlarTüm Zamanlar3558014