Atatürk diyor ki :

"Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir."

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Türkiye "İkinci Meşrutiyet'in siyasal, toplumsal ve ekonomik reformları, Çağdaş Türkiye'nin oluşumunu hazırladı."

Yeni Kanunuesasî'deki de­ğişiklikler gerçek anlamda meşrutî (anayasalı), sınırlandı­rılmış bir monarşi düzenine geçişi ifade eder.

Padişah, yasama ve yürütme üzerindeki yetkilerini yitirmiş, yürütme organı olarak hükümet devlet sistemi içindeki yerini almış, ayrıca bu kuruluşun sadece parlamento önünde so­rumluluğu esası benimsenerek demokratik bir denetim sistemi kurulmuştu. Ayrıca, meclisin feshi şartları da ağırlaştırılmak suretiyle parlamentonun konumu güç­lendirildi. Böylece 1909 metni, demokratik yürütme ve yasama (Heyeti Ayan'ın varlığını sür­dürmesine rağmen) organlarını yaratmış; kuvvetler ayrılığını, yumuşak ve işbirliğine dayalı, ama meclisi daha çok gözetir biçimde gerçekleştirmiş, klasik parlamenter hükümet sisteminin tipik unsurlarını bir araya ge­tirmişti.

Kişi hak ve özgürlükleri ala­nında da demokratik gelişmeler meydana geldi. Anayasa deği­şikliğiyle; tutuklama ve ceza­landırmalarda yasaya uygunluk koşulu getirildi; 113. maddeyle padişaha tanınan "sürgüne yollama yetkisi" kaldırıldı, ba­sının sansür edilemeyeceği esası korundu, toplanma ve dernek kurma hakları ilan edildi.

Bu dönemde hukukî, idarî ve adlî düzeni değiştiren birtakım önemli reformlar da yapıldı. Eski düzeni tasfiye ve yenisini pe­kiştirme amacıyla, büyük gelir getiren bir kısım padişah emlaki devlete mal edildi; saray per­sonelinde ve yüksek bürokraside kısıntı, bürokrasi ve orduda tasfiyeler (alaylı subaylar) yapıldı; saray ve hanedan ödenekleri azaltıldı, şahsî hukuk davalarına Şeriye Mahkemeleri yerine Nizamiye (adliye) Mahkeme­lerinde bakılmasına başlandı; yeni mülkî sistemin esasını kuran ve valilerin yetkilerini genişleten Vilayetler Kanunu çıkarıldı ve modern bürokrasinin temelleri atıldı. İkinci Meşrutiyet hukuk reformlarının bir başka yönü de, laiklik ve kadın hakları konusuyla ilgilidir. Yargı organlarını bir­leştirmek ve şeriat kurumlarının etkisinden koparmak isteyen İttihat ve Terakki, mahkemelerin doğrudan doğruya ve yalnız Adliye Nezareti'ne bağlanmasını sağladı. Bütün mahkemelerin Adliye Nezareti'ne bağlanması aile hukuku ve « ahval-i şahsiye » alanında da dini hukuktan ayırma yolunda atılmış bir adımdı. Aynı yönde, evlenme ve boşanmada kadının durumunu iyileştiren düzenlemeler yapıldı, hatta « çok karılılık » olgusuna karşı da birtakım önlemler alındı. Dönem, kadınların öğrenim ve kamu hizmetlerine girme haklan ko­nusunda da olumlu kazançlar sağladı.

Çağdaş bir devlet cihazı oluşturmak yolundaki bu olumlu adımlara karşılık İkinci Meşru­tiyet, demokratikleşme alanında tersine bir çizgi izlenmesine sahne oldu. Özgürlük ve anayasa parolalarıyla II. Abdülhamid rejimini deviren İttihat ve Te­rakki, 1913'ten sonra iktidarın tek ve rakipsiz sahibi durumuna geldi. Komplocu yöntemlerle muhaliflerini sindirirken, de­mokratik hak ve özgürlükleri de kısma yoluna gitti. İşçi ve esnaf örgütlenmeleri, eylemleri ve grevler yasaklandı.

İttihat ve Terakki, 1908-1912 arasında, « iktidar partisi » diye tanınmakla birlikte, aslında ik­tidarda değildi; « hükümet » olmamıştı veya olamamıştı. Ama, meclis ve hükümet üzerinde etkili bir denetim gücü vardı. Bu, kısmen, padişah V. Mehmed Reşad'ın uysal kişiliğinden, kısmen İstanbul'daki sürekli sıkıyönetim düzeninin sağladığı olanaklardan, kısmen de İttihat ve Terakki'nin ülkedeki en etkili siyasî-askerî güç oluşundan kaynaklanıyordu. İttihat ve Terakki, « sopalı seçim » diye anılan 1912 seçimleri ve 1913 « Babıâli baskını »ndan sonradır ki, gerçek ve hatta giderek rakip tanımayan bir iktidar haline geldi. 1913'te cemiyet ve fırka ikiliğine son vererek kendini siyasî parti ilan etti ve Birinci Dünya Savaşı'nın bitimine kadar ülkeyi « tek parti » gibi yönetti. Bu dönemde, ülkenin geleceğini ilgilendiren en hayatî kararlar bile (savaşa katılma karan başta olmak üzere) kapalı kapı siyaseti ve komplocu yöntemlerle çalışan iktidar kliği tarafından alındı ve oldu-bittiler şeklinde yü­rürlüğe kondu. Birinci Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmpara­torluğu için yenilgiyle sona er­mesinden, İttihatçı önderlerin yurtdışına kaçışından ve partinin fiilen dağılmasından sonra ise, yeniden güçlenen kurum ise saray olacaktır.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GTranslate

trarzh-TWnlenfrdeelitptrues

En Son Yorumlar

Ziyaretçi Sayısı

1298249
BugünBugün940
DünDün1290
Bu HaftaBu Hafta3647
Bu AyBu Ay29037
Tüm ZamanlarTüm Zamanlar1298249