6 Ağustos 1945 – Savaş bitiren, çağ açan silâh ATOM BOMBASI

6 Ağustos 1945 - Savaş bitiren, çağ açan silâh ATOM BOMBASI

Mantar biçimindeki öldürücü bulut Hiroşima üzerinde yükseliyor
Mantar biçimindeki öldürücü bulut Hiroşima üzerinde yükseliyor

Amerikalılar bugün Japonya’nın Honda adasındaki büyük liman şehri Hiroşima’ya, yeni keşfedilen atom bombasını atmışlardır. Başkan Truman’ın bizzat yaptığı açıklamaya göre, bu tek bomba şehrin büyük kısmını yerle bir etmiş ve 70 bin kişinin ölümüne bir o kadarının da yaralanmasına sebep olmuştur. Bomba şehrin ürerinde, havada patlamıştır.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre bu korkunç bomba 20 000 T.N.T. gücündedir. Yapımında uranyum kullanılmıştır ve Amerika bundan da güçlü atom bombaları yapabilecek teknolojiye sahiptir. Truman, “Bu durumda Japonya’nın teslim olmaktan başka yapabileceği bir şey yoktur” demiştir.


Batı Pasifik’teki küçük Tinian Adası’nda, içi boş bir B-29 süperkale uçağı, kuzey alan pistinden ilerliyordu. Pilot uçağa annesinin adını vermişti: Enola Gay. Koskocaman dört motorlu uçak yavaş yavaş pistten havalanıp karanlık Pasifik semalarına yükseldi. Bu uzun erimli B-29, olağan bomba ve silah yükü yerine bomba bölmesinde “Little Boy” (Küçük Oğlan) adlı, 4 090 kg ağırlığındaki tek bir bombayı taşıyordu. Bu uzun erimli B-29, olağan bomba ve silah yükü yerine bomba bölmesinde “Little Boy” (Küçük Oğlan) adlı, 4090 kg ağırlığındaki tek bir bombayı taşıyordu.
6 ağustos 1945 sabah 02,45’ti ve Tib- bets ile mürettebatı bu görev için bir yıldır hazırlanıyorlardı. Birine kayıt cihazları, diğerine de kameralar yüklenmiş iki B-29 uçağının eşliğinde Enola Gay, altı buçuk saat uzaktaki Japonya’ya doğru kuzey rotasını tutturdu.
1430 m yüksekte; bomba uzmanı Yüzbaşı William S. Parsons, Little Boy’u kurmak için, sürünerek bombanın bulunduğu bölüme girdi. Akıllıca bir davranış, çünkü eğer uçak içinde kurulu bir atom bombasıyla havalanırken düşecek olursa Tinian Adası’nın yarısı haritadan silinirdi. İvocima’yı geçtikten sonra, pilot Albay Paul W. Tibbets Jr. 11 kişilik mürettebatına, “Tarihe geçecek bir anı yaşıyoruz, onun için sözlerinize dikkat edin. İlk atom bombasını taşıyoruz” dedi. Süperkale 2800 metreye tırmandı ve Japonya’ya yaklaşıncaya değin o yükseklikte uçtu. Saat 07.25’te Enola Gay, hedef kentlerde keşif yapmak için önden gitmiş olan B-29 meteoroloji uçağı Straight Flush’tan şifreli bir mesaj aldı: Hiroşima üzerinde gökyüzü açıktı. Tibbets 9630 metreye tırmandı ve rotasını Japon İç Denizi’nin kıyısında bulunan bu canlı kente doğrulttu. Gerçi saat 07.09’da bir hava saldırısı uyarısı veren sirenler çalmıştı, ama pek az Hiroşimalı bunu önemsedi: düzenli olarak sabahın erken saatlerinde, bu liman şehrinin üzerinden uçan Amerikan meteoroloji uçağına zamanla alışmışlardı. 22 dakika sonra da tehlikenin geçtiğini haber vererek içlerini rahatlatan düdük çalmıştı zaten. Yükseklerden uçan üç B-29 08.06’da şehrin üzerinde görülmüş olduğu halde, alarm bombanın atıldığı zamana kadar çalmadı.
Enola Gay, dupduru bir gökyüzünde ve uçaksavar ateşine yakalanmadan Hiroşima’ya yaklaştı. Saat 08.15’te bomba uzmanı Binbaşı Thomas W. Ferebee, Ota Irmağı üzerindeki Aioi Köprüsü’nü görmüştü. Atom yükünü tam 17 saniye sonra bıraktı. Aynı zamanda B-29 gözlem uçağı da, patlamayı kaydedecek donanımı taşıyan üç paraşütü bıraktı. 4 ton ağırlıktan kurtulmuş olan Enola Gay, birden kurşun gibi yükseldi ve Tibbets ölümcül patlamadan kaçıp uzaklaşmak için hızla, sağa doğru 155 derecelik bir pike dönüş yaptı; eğitim sırasında talim olarak birçok kez yapmıştı aynı şeyi.
Little Boy kentin üzerinde, köprünün yakınında 565 m yüksekte patladı. Gökyüzünü dağlayan, gözleri kör edici mavimtırak beyaz bir ışıkla parladı. Patlamanın yakınındaki zeminin ısısı 9 000 °C’yi aştığı için binlerce kişi o anda buharlaşıp gitti. Patlama öylesine şiddetliydi ki kimi kurbanlardan geriye kalan tek şey, patlamanın yakınındaki betonLittle Boy kentin üzerinde, köprünün yakınında 565 m yüksekte patladı. Gökyüzünü dağlayan, gözleri kör edici mavimtırak beyaz bir ışıkla parladı. Patlamanın yakınındaki zeminin ısısı 9 000 °C’yi aştığı için binlerce kişi o anda buharlaşıp gitti. Patlama öylesine şiddetliydi ki kimi kurbanlardan geriye kalan tek şey, patlamanın yakınındaki betonduvarlara adeta kazınarak resmedilmiş siluetleri oldu. 3 km uzaklığa kadar, birçok Japon feci biçimde yanmışlar, giysileri de derileri de patlamanın etkisiyle soyulup gitmişti.
Ardından, saatte 800 km hızla esen bir rüzgâr şiddetindeki bir sarsıntı dalgası, çapı 3 km’yi aşan bir çember içinde ne var ne yoksa hepsini yerle bir etti. Ofis binaları, fabrikalar, evler yamyassı oldu. Tramvaylar havada savruldu, ana su boruları paramparça oldu ve bu atom burgacında binlerce erkek, kadın, çocuk öldü. Ölenlerin sayısı tahminlere göre değişiyor, ama en azından 78 000 insanın, ateş topu ve onu izleyen patlama yüzünden ilk anda öldüğü sanılmaktadır.
Yangınlar kenti kastı kavurdu ve patlamanın noktasının çevresindeki 13 km2 alanda tek bir bina ayakta kalmadı. Patlama sırasında 15 250 m’ye kadar yükselen, yıkıntılardan ve toz bulutlarından oluşan bir mantar oluşmuştu. 10 000 m yüksekteki gözlem noktasından Albay Tibbets ürkütücü bulutun “hem yuvarlanıyor, hem kaynıyormuş gibi fokur fokurkaynamayı sürdürdüğünü” söylemişti. “Yüzeyi, zift fıçısı gibi kapkara bir şeyden ibaretti.”
Kocaman buluttan kentin üzerine bilye iriliğinde kara yağmur damlaları yağmaya başladı; bu damlalar, ilk anda hayatta kalmış olanların asıl felaketini oluşturacak radyasyonu taşıyordu. Japonların yayımladığı 1968 tarihli bir araştırmaya göre, Hiroşima’da yaşayan 250 000 kişi ya hemen ölmüş ya da beş yıl içinde radyasyon hastalığından hayatını kaybetmişti.
Bombanın 20 000 TNT’ye denk olan patlama gücü, gökyüzüne arka arkaya iki sarsıntı dalgası yaydığından Enola Gay beşik gibi sallandı. Uçak mürettebatı önce bu sarsıntının uçaksavar ateşinden ileri geldiğini sandılarsa da, bombanın olası etkileri arasında böyle sarsıntılar da olabileceği kendisine söylenmiş olan Tibbets onları sakinleştirdi. Gözlerini korumak için özel büyük gözlükler takmış olan, Enola Gay mürettebatı Little Boy’un yol açtığı yıkımı, korku ve dehşet içinde seyrettiler. Tinian’a dönüş yolu boyunca, Hiroşima’dan 580 km uzaklaşmış oldukları zaman bile, geriye baktıkça o uğursuz mantar bulutunu görebiliyorlardı.

1945 yazına gelindiğinde, Müttefik güçler Almanya’yı yenilgiye uğratmış ve olanca dikkatlerini Japon savaş makinesini ezmeye yöneltmişlerdi. Japonya’da, 2 milyonu aşkın askerden oluşan birlikler ve intihar saldırısına hazır 9 000 uçak, sonuna kadar savaşmaya hazırdı. ABD’li uzmanlar Japonya’yı bir istila girişiminin, 500 000 Amerikan askeri ile birkaç milyon Japon’un ölümüyle sonuçlanabileceğini tahmin ediyorlardı.
Böylesine inanılmaz kayıpları göze alamayacak olan Amerikalılar, atom bombasını kullanmayı önerdiler. 26 temmuz 1945 günü, ABD, İngiltere ve Çin, Japonları, kayıtsız şartsız teslim olmaya çağırdılar ve aksi halde “hemen ve toptan yok edilmek” tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarını bildirdiler. Atom bombasına hiç değinil- memişti.
Zaman kazanma telaşında olan Japonlar, bu isteklere kulak asmadılar. Bazı danışmanları Başkan Truman’a, atom bombasını bu yeni silahın ne denli ölümcül olduğunu Japonlara göstermek üzere, insansız bir bölgede patlatması için ısrar ettiler; bazılarıysa bombayı önceden uyarmadan kullanması için etkilemeye çalıştılar. 6 ağustosta dünya, Truman’ın kararını öğrendi.
Atom bombasının Hiroşima’da ve üç gün sonra da Nagasaki’de kullanılmış olması, uzun süre tartışıla gelmiştir. Savunucuları, savaşa son verdiğini ve Müttefik askerlerinin yaşamlarının kurtardığına işaret ederler. Japonların, ne denli pahalıya patlarsa patlasın pekâlâ yenilebilecek olduğunu vurgularlar.

Daha 1939’da, Albert Einstein ile bazı önemli bilim adamları, Başkan Roosevelt’e bir mektup yazarak ABD’nin bir atom bombası geliştirmek üzere özel bir araştırma programı gerektiğini önermişlerdi. Amerikalılar ancak Japonya 1941’de Pearl Harbor’a saldırdıktan sonra, böyle bir silaha gerek duymuştur. 1942’de, ilk çalışmalar Manhattan’daki Columbia Üniversitesi’nde başladığı için “Manhattan Projesi” diye adlandırılan, son derece gizli bir atom bombası geliştirme programı başladı.

 

Binlerce teknik adam ülkenin çeşitli yerlerinde, bomba yapmak amacıyla işe koyuldular. Güvenlik son derece sıkıydı; bilim adamlarından ancak birkaçı diğer meslektaşlarının neler yaptığını biliyordu. New Mexico Los Alamos’ta bu iş için özel yapılmış tesislerde, tasarının bilim yöneticisi Dr. Robert Oppenheimer, bombanın veya takılmış olan kod adıyla “canavar”ın çizimini ve hazırlanmasını denetliyordu.

Üç yıl sonra, 16 temmuz 1945 günü sabah 05.30’da, New Mexico çölünün uzak bir köşesinde, bombanın denemesi yapıldı. Kocaman bir ateş topu çölün üzerindeki göğü aydınlattı ve bir mantar bulutu 12.200 m’ye kadar yükseldi. Oppenheimer olayı, bir Hindu kutsal metninden alıntı yaparak not etti: “Artık ben ölüme, dünyaları yok edene dönüşmüş bulunuyorum.”

Maddeyi oluşturan atomlar, elektronlarla çevrilmiş bir merkez çekirdekten oluşur. Çekirdek, kırılması zor, güçlü bağlayıcılarla bir arada tutturulmuştur. 1919 yılında, Yeni Zelanda doğumlu fizikçi Ernest Rutherford, Manchester Üniversitesi’nde çalışırken, bir atomun çekirdeğinin enerji veren son derece güçlü parçacıklarla bombalanması durumunda parçalanabileceğini gösterdi. Ancak çekirdeği bağlayıcı güçleri parçalamak için büyük enerji gerektiğinden, dünya üzerinde bu dönüşümü yaratabilecek bir enerji kaynağının var olabileceğinden kuşkuluydu. Ne var ki Rutherford, uranyumu hesaba katmamıştı. Bir bakıma, büyüyüp büyüyüp sonunda ikiye ayrılan bir su damlası gibi, uranyumun çekirdeği de dengesizliğin tam ucuna geldiğinde yalpalar, onu parçalamak için bir nötronla hafif bir çarpışma yeterli olur. 1938 yılında Berlin’de Otto Hahn ile Lise Meitner tarafından keşfedilen ve nükleer parçalanma adı verilen yöntemle, böylece, tek bir ağır elementten iki daha hafifi üretilmiş olur.

 

Bu buluşu böylesine devrim yaratıcı bir niteliğe büründüren şey şuydu: parçalanma sürecindeBu buluşu böylesine devrim yaratıcı bir niteliğe büründüren şey şuydu: parçalanma sürecinde uranyum çekirdeği iki nötron açığa çıkarıyor, bunlar da iki çekirdeği daha parçalamaya yetiyor, böylece dört nötronu özgür bırakıyor ve bu böyle sonsuza dek gidiyordu. Kendi kendini destekleyen bir zincirleme tepki için tek gereken şey, üretilen nötronların, daha çok parçalanmaya yol açıncaya değin kaçmamaları için yeterince uranyumdu. Her element için farklı olan bu miktara kritik kütle deniyordu. Parçalanmanın ilgi çekici sonucu, dağıtılmış olan ağır atomdan daha hafif iki atom üretmekti ki, bunun birleşik kitlesi dağıtılmış olan- dan daha hafifti. Kitle Albert Einstein’ın E = mc2 denklemi uyarınca enerjiye dönüştürülmüş oluyordu: bu denklemde E enerji, m kütle ve c de ışık hızıdır.

Bu yüzden, bir nükleer bomba yapmak için uranyum-235 diye bilinen uranyumdan kritik kütle yaratmak gerekiyordu; bu da doğal olarak bulunan uranyumun sadece yüzde 0,7’si demekti. Bombaya gidecek bir başka yol da plütonyumu, yani doğada bulunmayan ama daha bol bir uranyum biçimi olan U-238’i nötron bombardımanına tutarak üretilebilen bir element kullanmaktı. Hiroşima üzerinde patlatılan bomba uranyum kullanıyordu, Nagasaki üzerindeki plütonyum; ama ikisi de patlama anında kritik yığını birleştirme yoluyla çalışıyordu.

Japonya’da “patlamadan etkilenen kişi” anlamında kullanılan hibakuşa, Hiroşima ve Nagasaki’deki patlamalardan sağ kurtulmuş olan binlerce Japon’a verilen isimdir. Radyasyonun anında etkisi yüzünden ölümler bombaların atılmasından sonraki iki ay içinde son bulmuşsa da, o sırada radyasyona hedef olan birçok hibakuşa kanser ve lösemi gibi, bombayla ilişkili hastalıklardan ölmeyi sürdürmüşlerdir. Tanınmayacak hale gelmiş olan başkalarıysa yıllar boyu acılar içinde yaşamışlar, işkence çekmişlerdir.

Hibakuşalardan kaçının bombayla ilgili hastalıklardan öldüğünü kimse kesin olarak bilemediği için Japonlar hiçbir zaman atom bombasından ölenlerin tam listesini açıklayamadılar. Bu talihsiz insanların yaşadıkları, o tarihten sonra röntgen ışınlarına veya çeşitli radyasyon yayılmalarına ve uygulanan, radyasyona karşı güven sınırlarının temeli olmuştur. Kurbanların aldığı dozun ve radyasyonun yarattığı hastalıkların düzeyine bakılarak, nükleer sanayide çalışanlar ve genelde herkes için, katlanılabilecek radyasyon sınırları saptanabilmiştir.

Makale ne kadar kullanışlı?

Değerlendirmek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama 0 / 5. Oy sayısı: 0

Şimdiye kadar oy yok! Bu gönderiyi ilk değerlendiren siz olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Follow by Email
YouTube
WhatsApp