Atatürk diyor ki :

“Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

globe2 Tarihin başlangıcı geçmişin derinliklerinde, 5500 yıl önce ilk yazılı kayıtların tutulduğu devirde yatar. Yine de, o metinlerin yazarlarını bizlerden ayıran süre uçsuz bucaksız tarih öncesi zamanında, kendi türümüzün ilk üyesinin belirmesine dek uzanan kısacık bir andır sadece.

Homo habilis 2,5 milyon yıl kadar önce Doğu Afrika çayırlarında yaşadı. Başlangıçta avlanarak ve bulduklarıyla beslenen bu ilk insansılar yine de, binlerce yıl içinde insan beyni büyüdükçe gelişecek birtakım becerilere sahiptiler. Yaklaşık 1 milyon yıl önce, daha büyük beyinli bir türe ait olan Homo erectus, ateşi kontrol etmeyi öğrenmiş, giyinmeyi ve ilkel barınakları icat etmişti. Bu gelişme onların Afrika'nın dışına yayılıp daha soğuk yerlere yerleşmelerini sağladı. Ancak 100 000 yıl önce kendi türümüz, bizler gibi konuşup düşünebilen Homo sapiens belirdi. Ve sadece 10 000 yıl önce bu insanlar yaşanabilir dünyanın hemen hemen tamamına yerleşmeyi başardılar.

Batıl inançlardan ilk arkeologlara

Leroi-Gourhan diğer arkeologlarla beraber bir araştırmadaHiristiyan Ortaçağı'ndan XIX. yy'a kadar Kitabı Mukaddes, Batı'da insanlık tarihini değerlendirmede temel alındı. Diderot bile, ünlü Ansiklopedi'de, insanın yaratılışını MO 6000 tarihine dayandırıyordu; 2262 yıl sonra Tufan olmuş, 738 yıl sonra da uluslar ortaya çıkmaya başlamıştı. Ancak XIX. yy'da, Tufan'dan önce yaşamış olan ve kendisine taştan aletler yapan bir insanın varlığı kabul edildi. Yontulmuş çakmaktaşı ve cilalı baltalar da uzun zamandır dikkat çekmekteydi. Ortaçağ'da, hatta XVIII. yy'a kadar bu kalıntılar "yıldırım taşı" diye adlandırıldı; çünkü yaygın inanışa göre bunların kaynağı Tufan sırasında dünyayı kasıp kavurmuş olan fırtınalardı. Aynı şekilde yontulmuş çakmaktaşlarının, özellikle temrenlerin (okuçlarının), kötülükleri kovan ve hastalıkları iyileştiren sihirli bir güç taşıdığına inanılıyordu. Bu temrenler uzun süre, eskilerin taşlaşmış yılan dili zannettikleri fosilleşmiş balık dişleriyle karıştırıldı. İtalyan Michele Mercati XVI. yy'ın başında bu önemli yanılgının farkına vardıysa da eseri ancak XVIII. yy'da yayımlanabildi.

1492 yılında Amerika'nın keşfi, Batı düşüncesinin tam anlamıyla alt üst olmasına yol açtı. Taşlaşmış yılan dilleri ve yıldırım taşları gibi doğal oluşumlarla karıştırılabilecek kadar "gelişmiş" aletler yapan ilkel halkların keşfi, birçok insanın merakını kamçıladı. Daha XVI yy'dan itibaren ilk antika meraklıları, oyulmuş ve yontulmuş taşları biriktirmeye başladılar eski eşya koleksiyonlar hızla çoğaldı ve kazı yapma düşüncesi doğdu. 1685 yılında gerçekleştirilen ilk kazı, Normandiya'daki Cocherel dolmeni kazısıydı.

İnsanın yeniden keşfi

Kutsal kitaplarda yerzündeki bütün canlıların Tufan'da boğularak öldüğü yazılıydı. XVIII. yy'da, suların çekilmesiyle toprağa gömülü kalan insanlar arandı. XIX. yy'ın ilk yarısında ise fosilleşmiş kemiklerin peşine düşüldü. Bu araştırmalar sırasında birçok taş alet gün ışığına çıkarıldı. Giderek, özellikle Boucher de Perthes'in çabalarıyla bu aletlerin insan yapısı olduğu kesinleşti. Üstelik bu aletlerin, yeryüzünden çoktan silinmiş olan hayvan türlerinin fosilleşmiş kemikleriyle aynı çağdan kalmış olduğu anlaşılıyordu. Böylece, Cuvier gibi bazı bilim adamlarının bütün itirazlarıına rağmen, insanın, çok daha önceki jeolojik çağlarda da var olduğu düşüncesi, kanıtlanmış oluyordu.

Artık bu ilk aletlere şekil veren insanın kemiklerini bulmak kalıyordu. 1856 yılında Almanya'daki Neander Vadisi'nde keşfedilen Neandertal kafatası, tepesinin çok yüksek ve kaş kemerinin çok iri olması nedeniyle patolojik bir örnek olarak değerlendirilmişti. Bu kafatası 1864 yılına kadar unutuldu. O tarihte Kingen, bu kafatasının, bugün bildiğimiz insandan farklı bir türe ait olduğunu saptadı ve türe Homoneandertalensis (Neandertal insanı) adını verdi. 1908 yılında Fransa'da, Chapelle-aux-Saints'de,bir Neandertal insanına ait neredeyse eksiksiz bir iskelet bulundu. 1860'lardan itibaren araştırmalar ve bulunan insan fosilleri birbirini izledi. 1868 yılında Cro-Magnon insanı gün ışığına çıkarıldı. 1891 yılında ise Hollandalı E.Dubois, Endonezya'da Cava Adası'nda, evrimin kayıp halkası olarak kabul edilen ve insanın tarihinin çok eskilere dayandığını kanıtlayan « maymun adam », Pithecanthropuserectus'u keşfetti.

Yaklaşık 100 yıldan beri dünyanın dört bir köşesinde yapılan çeşitli kazılarla, insanoğlunun kökenini daha iyi belirlemek ve daha eski çağlara dayandırmak olanağı elde edildi. Nihayet 1974 yılında Doğu Afrika'da, en az üç milyon yıllık ön-insanın, « Lucy »nin iskeleti ortaya çıkarıldı.

Sanat savaşı

Neandertal insanının 1930' larda yapılmış bir modeli
Вilim dünyası, XX. yy'ın başında insanın kökeninin çok eskiye dayandığını ve Dördüncü Zaman'a ait soyu tükenmiş büyük memelilerle çağdaş olduğunu nihayet kabul etmiş, yaptığı aletler ve avladığı hayvanlar hakkında bilgi edinmişti. Üstelik o dönem insanının « öteki dünya » inancının kanıtı olan mezarlarna bakılırsa, tarih öncesi insan önceleri sanıldığı kadar kaba saba ve ilkel bir canlı olmamalıydı. Gene de bu insanların, bulunan sanat eserlerini yaratacak kadar ince ruhlu olabileceklerini kimse düşünemiyordu.

Süslemeli tarih öncesi eşyaların ilk örnekleri 1834 yılında Fransa'daki Chauffaud Mağarası'nda bulunmuş ve Keltler'e ait eserler olduğu sanılmıştı. Sonraları La Madeleine'de ve Pireneler üzerindeki Gourdanile Arudy kaya barınaklarında çok sayıda kullanım eşyası bulundu. Böylece, bir tarih öncesi bir mobilya sanatının varlığı yavaş yavaş kabul edildi ve sözü edilen bu buluntular, E.Lartet'nin yaptığı tarih öncesi dönemler sınıflandırmasının da temelin temelini oluşturdu.

Tarih öncesi etnolojisine doğru

Elli yıl öncesine kadar kazıların temel amacı kaplar, aletler, takılar gibi çeşitli nesneleri bulup çıkarmaktı. Bu amaçla kazı alanında derin hendekler açılıyor, sonra toprak elenerek içindeki eşyalar ayrılıyordu. Ayrıca kazı sırasında yapılan stratigrafi araştırmaları, yerleşme katlarının tarihini saptamaya da yardıma oluyordu. Ancak ne yazık ki en önemli yataklardan bazıları bu kazılar sırasında tahrip olmuştur.

XX. yy'ın ikinci yarısında arkeologların görüşleri yavaş yavaş değişirken, kazı yöntemlerinde de bir devrim gerçekleşti; bunun öncülerinden biri André Leroi-Gourhan'dır. Etnolog ve antropolog olan Leroi-Gourhan, bütün yaşamı boyunca, kültür yataklarının hepsini incelemek gerektiğini ve eski insanların nasıl yaşadıklarını öğrenmenin mümkün olduğunu savundu. 1952'de başladığı Arcy-sur-Cure kazılarında yeni bir yaklaşımın öncülüğünü yaparak, en küçük ve önemsiz ayrıntıları bile tek tek inceledi. Atalarımızın yediği hayvanlardan arta kalmış küçücük bir kemik parçası, barınağın tam ortasında yaktıkları ve çevresinde toplandıkları ateş kadar önemli bir ipucuydu. 1964'ten beri kazılan Pincevent alanında da bu yöntemler uygulandı. En az 12000 yıl önce Madeleine insanlarının yaşadıkları bu topraklar kat kat kazıldı ve her kalıntıyı bulunduğu yerde bırakmaya özen gösterildi. İyice alt katmanlara inildiğinde ortaya çıkan görüntü, tarih öncesi insanların kışlık yiyeceklerini başka yerlerde aramak üzere sonbahar başında bu yerleşmeden ayrılırken bıraktıkları haline oldukça yakındı.

XX. yy'ın sonunda tarih öncesi araştırmacıları, geçmişin tanığı olan yapıların kazılar yüzünden bir daha onarlamayacak biçimde bozulduğunu iyice anlamışlardı. Bu yüzden, her nesnenin yerini ve biçimini elden geldigince belirleyebilmek için büyük bir özenle rölöveler çıkarıldı. Bu ayrıntılar sayesinde atalarımızı çakmaktaşı yontarken, yiyeceklerini hazırlarken veya hayvan derilerini işlerken tasarlama olanağı doğdu. Üstelik, günlük hayatın ayrıntılarıyla birlikte toplumsal ilişkileri de yavaş yavaş gün ışığına çıkıyordu. Kısacası tarih öncesi bilimi, geçmişin etnolojisini tam olarak çözmeye başlamıştı.

 

 

 

Ziyaretçi Sayısı

4335704
BugünBugün68
DünDün1851
Bu HaftaBu Hafta8680
Bu AyBu Ay51894
Aktif Ziyaretçi 16