Yazının Bulunuşu

Yazının Bulunuşu

Bir kalemle minicik bir iz
İşaretten sözcüğe • IV. Ramses’in mezarında yer alan dini yazıtlarda Mısır hiyeroglif yazısından bilinen birkaç sembol vardır. “Kutsal bokböceği” hayvanın kendisini, yani kheper’i simgeler. Ancak bu sözcüğün ses değeri başka sembollerle bir arada kullanılarak diğer sözcükleri oluşturabilir. Burada böceğin altındaki eliptik “ağız.” sembolü “olmak” sözcüğünü oluşturur. Sol yukarıdaki göz diğer sembollerle bir arada “ağlamak” ya da süt” anlamına gelebilir.
Yaklaşık MÖ 3.000’den itibaren Sümerlilerin minicik tabletleri yerlerini, resim taslakları gibi kol üstünde tutulan kilden levhalara bıraktı. Şehirler gelişmeye devam etti ve zaman zaman, çevredeki tarım bölgelerinde yaşayanlarla birlikte nüfus 50.000’lere varır oldu. Artık hükümdar tebaasıyla doğrudan temas edemiyordu. Kayıtlar daha gelişmiş amaçlara hizmet eder oldu. Kil tabletlerin üstündeki resimler değişmeye başladı. Islak kilin üstüne resim çizmek pis bir iş olduğundan, yazıcılar sazdan kalemlerin çivi biçimindeki uçlarıyla kile bastırıp nesnelerin resmini kabaca çizecek şekilde üçgen işaretler çıkarmaya başladılar. Toplam 2.000’den fazla nesneyi temsil eden ilk resimler stilize birer şekil halini aldı ve “çiviyazısı” olarak tanındı. Sistem, işaretleri ve temsil edilen nesneleri tanıyan topluluklarda tedarik listeleri ve satış belgeleri için iyi işliyordu. Ancak uzaktaki görevlilere verilen talimat, anlaşmalar, olayların anlatımı gibi daha ayrıntılı kayıtlar için ise eski usul çiviyazısı yetersiz kalıyordu. Bu noktada hem Mezopotamya’da hem de Mısır’da işaretlerin bir görüntüyü değil de, bir sözcüğün sesini temsil ettiği yeni bir yazı biçimi gelişti. Hecelere dayanan yeni sistem resimli bir bulmaca gibi işliyordu. Çoğu dilde farklı şekilde yazılan ve farklı anlamlar taşıyan, ancak kulağa aynı gelen sözcükler vardır. Bu tür ayrımsamalar kullanılarak, sözcüklerin seslerinin yan yana getirilmesiyle resmi çizilemeyecek kavramlar da ifade edilebiliyordu. Bir ağızda pek çok dil Çiviyazısında her hece, kökleri artık unutulmuş bir fiziksel nesneye dayanan bir işaretle temsil ediliyordu. Önemli olan işaretlerin simgelediği bilgi, yani sesler ve anlamlardı. “Ka” Mısır hiyerogliflerinde de kullanılan, resim yazısında “ağız” anlamına gelen ortak bir işaretti. Ancak, aynı zamanda sahip olmayı da ifade ediyordu. Yazıcılar “adamın evi” demek için üç işaret kullanıyorlardı. “Adam-ev-ait olmak.” Tıpkı bugünkü Yeni Gine’de kullanılan karma Picin dilinde, örneğin bir kayığın burnunun, nos bilong kanu “burun-ait-kano” şeklinde belirtilmesi gibi. Bu karmaşık yapı daha fazla esnekliğe ve sadeliğe olanak tanıyordu. Sembollerin sayısı 600’e indi ve yazılı dil tüm modern işlevlerini yerine getirmeye hazır bir hale geldi. Sümer dünyası değiştikçe kayıtlar da hızlandı. Bir kil tablette yolsuzluğun arttığı ve hükümdarın bununla nasıl başa çıktığı anlatılmaktadır.
İşaretten isme. Mısır’ın 700 hiyeroglifinden yada “kutsal işaretlerden” birkaçı Firavun Horemheb’in iki ismini göstermektedir. Hükümdarın özel adı şahin tanrı Horus’la başlar ve altındaki sembollerle tamamlanır. Yukardaki işaretler ise “Amon’un Sevdiği” anlamına gelmektedir. Tahta çıkarken aldığı ad ise, böceğin temsil ettiği kheper sesini de içermektedir. Diskler güneş tanrısı Ra’yı temsil eder; biri tahta çıkarken aldığı adın, diğeri de “Ra’nın seçtiği” unvanının bir parçasıdır.
Sümerler MÖ 2.800 civarında yalnızca çok katmanlı bir toplumsal yapı geliştirmekle kalmamış, yasaları, anlaşmaları, hesapları, evlilikleri, tapuları ve edebî eserleri de kayda geçirmenin yeni bir yolunu bulmuşlardı. Tarihin ilk imparatorluğunu kuran Akadlar Sümer kentlerini fethettiler ve yönetmek için Akad dilini kullandılar. Ancak tıpkı Latince’nin Roma’nın düşüşünden sonra da kullanılmaya devam etmesi gibi, Sümerce de yüzyıllar boyunca varlığını sürdürdü. Çiviyazısı daha da kalıcı oldu. Bugünkü İran topraklarında yaşayan Elamlar onu kendi yazılarının yerine geçirdiler. Yazı, MÖ 1.500’lerde Anadolu’ya geldi ve Hititler ile Hurriler tarafından kullanıldı. MS I. yüzyılda bugünkü Irak’ta çiviyazısının bir türü hâlâ kullanılmaktaydı. Yazının Mezopotamya ve Mısır’da doğuşundan yaklaşık 1.000 yıl kadar sonra çok uzaklarda, Himalayalar’ın ötesindeki Çin’in Sarı Irmak vadisinde bir başka yazı türü icat edildi. Bilinen en eski Çin yazıları MÖ 1.600’den kalmadır. Sonraki 5.000 yıl boyunca bu erken semboller pek az dış etki altında kalarak modern Çin harflerine dönüştü ve Çince, kökleri doğruca tarihe uzanan, günümüzde hâlâ kullanılan yazıların en eskisi oldu.
ilk kâğıt • Kay isimli Mısırlı bir yazıcı oturmuş, bir papirüs tomarına yazmak üzere bekliyor. Papirüsün bulunmasıyla yazı yazma işi, taş tabletlere kazımak yerine kalem ve mürekkeple akıcı hiyeroglifler çizmeye dönüştü.

Makale ne kadar kullanışlı?

Değerlendirmek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama 0 / 5. Oy sayısı: 0

Şimdiye kadar oy yok! Bu gönderiyi ilk değerlendiren siz olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Follow by Email
YouTube
WhatsApp